Modernizm yerine post-modernizmden bahsettiğimiz bu günlerde, pozitif hukuk eğitimi alan öğrencilerin İslam’a hukuk teorisi bakımından nasıl destek verebileceği sorgulanıyorsa, bunun da ötesinde modern dünyaya adilane/islamî bir hukuk sistemi getirmek amaçlanıyorsa, karşımıza üç temel yol çıkmaktadır:
1- İlk olarak, dünkü “İslam Hukuku”nu, yani fıkhı olduğu gibi alıp bugüne uygulayabiliriz. Bu “iktibasa” dayalı bir “kodifikasyon” olacak ve bu tarz kanunlaştırmaların taşıdığı bütün olumsuz yönleri bünyesinde barındıracaktır. En temel olarak geçmişte fıkıhçılar eliyle ortaya konulan bu hukuk sisteminin konjonktür ve şartlar gözetilmeden, daha önceki şartlara binaen inşa edildiğinden dolayı bugüne tam anlamiyle hitap etmesi mümkün gözükmemektedir. Saltanat rejimi dahilinde geleneksel dönemde oluşturulmuş hukuki kavram ve kurumların bugünkü toplumsal yaşamla tam anlamıyla örtüşemeyebileceği açıktır. Teknolojik gelişmenin önümüze sunduğu farklılaşmalardan dolayı “hukuk boşluklarının" çok sık olacağından bahsetmiyorum, hukuk boşlukları doldurulur. Lakin, hukukun temel iskeleti bugünkünden uzak bir medeniyet tarafından inşa edildiğinden dolayı kavramsallaştırmada, anlamlandırmada, anlatmada, uygulamada, büyük sıkıntılara boğulabilme ihtimalimiz çok kuvvetlidir. Gerçekten de, hukuk akıp giden ve sürekli değişen bir sistem olmaya mecburdur. Nass’lar (yani Allah’ın aksi iddia edilemez ve yorumlamaya açık olmayan net emirleri) her daim sabit olsa da, geri kalan bütün normlar gelişime açık olmalıdır. Doğrudan, örnek olarak, “Hanefi” fıkhını alıp bugüne uygulamaya çalışmak hukukun gelişime ve değişime açık olan yönünü yok saymak ve İslamî toplumsal yaşamı hiç gelişip değişmeyen bir toplumsal yaşam olarak algılamakla eşdeğerdir.
Geçmişte oluşturulmuş fıkhın bugüne getirilmesiyle oluşacak kanunlaştırma ancak geleneksel fıkıh eğitimi almış bireyler vasıtasıyla gerçekleştirilebilir. Bu noktada pozitif hukuku bilmenin hiçbir önemi yoktur.
Olumsuz yanları bir yana, öte yandan bu kodifikasyon çalışması tam anlamıyla İslamî, zira tam anlamıyla (bugünkü batılı terminolojiye karşı) ümmî (yani, anadan doğma gibi, temiz ve saf) bir yapı oluşturacaktır. Bu kodifikasyon çalışmasının daha Batı düşünsel egemenliği avuçlarının arasına kıstırmadan ve düşün dünyamız batılı kavramsallaştırmalarla herc-ü merc olmadan önce tamamen İslam’a dayanılarak inşa edildiğinden dolayı içerisinde İslamî medeniyet havzasına yabancı herhangi bir hüküm barındırmayacağından emin olabiliriz. Karşımızdaki her bir norm varlığını İslamî Aklın etkinliğine borçlu safa bugünden daha yakın normlar olacaktır ve bu saflığı baltalayan yegane unsur dönemin bugünden daha ümmi olan “aklı”nın çalışmasıyla sınırlı kalacaktır.
Hülasa, direkt “iktibas” yöntemini benimsemek hukuk sisteminden batılı dezenformasyonu ve batının oluşturduğu kavramsal kirliliği uzak tuttuğu gibi, bugüne hitap etmeyen, bugünün insanıyla muhattap olmayan, bugünün problemlerini çözümlemekten aciz bir hukuk sistemini elimize verecektir.
2-Günümüzde İslamî akıl ve vicdana dayanılarak Batı’nın beşeri kavramsallaştırmalarından bir eleme çalışması yaparak, ideal bir hukuku baştan inşa etme çabasına da girilebilir. Bu çabada esas olan silip süpürmek yerine iyi olanı alan ve kötü olanı bırakan bilinçli bir İslamî akıl inşa edebilmektir. Sonrası, bu akıl vasıtasıyla batının ortaya koyduğu sosyal bilimlerin fonksiyonlarını sonuna kadar zorlamak ve temel ilke ve değerlerini Kur’an’dan alan ve İslami düşünüş tarzını kendisine payanda belleyen bir hukuk sistemi inşa etmektir. Bu hukuk sistemi materyalistik temel yerine teistik bir temeli kendisine baz aldığı için batı menşeili hukuk sistemlerinden çok daha adil ve hakkaniyete uygun bir hukuk sistemi olacaktır. Her ne kadar Batı’lı kavramsallaştırma ve terminolojiyi araç olarak kullansa da temellerini İslam’dan almasından ve aşkın bir yaratıcının varlığını peşinen kabul etmesinden dolayı “Adalet”e çok daha yakın bir hukuk sistemi karşımıza serilecektir. Çünkü bu sistemde ana maksat kamu vicdanını teskin etmek ya da kamu düzenini idame ettirmek değil, adaleti tesis etmektir. Sadece bu anlayış bile hukuk sisteminin temellerine yerleştirildiğinde (belki daha az işlevsel gibi gözükse de) çok daha adilane bir hukukun egemen olacağından bahsedilebilir.
Bu kodifikasyon bugünün pozitif hukuk eğitimi alanları tarafından gerçekleştirilebilir. Bu eğitimi alanların İslamî akıl ve vicdana sahip olmaları gerekmektedir. Bu akıl ve vicdanı oluşturabilmiş her birey bu hukukun inşasına katkıda bulunabilir.
Lakin, bu tarz bir kodifikasyonun “İslamî”liği büyük tartışmalar altında ezilmeye mahkumdur. Temellerini İslam Düşüncesi’nden alsa da bütün binanın “Seküler-Batı tuğlaları”yla inşa edilmiş olması bu hukukun İslamîliğine zeval getirebilir. Bu çalışmanın olsa olsa “teistik” bir çalışma olduğu, elimizdeki hukukun olsa olsa “teistik bir hukuk” olduğundan bahsedilebilir.
Hülasa; temel ilke ve değerlerini Kur’an ve İslamî Akıl’dan alan böyle bir kodifikasyon, seküler hukuktan çok daha adilane bir hukuk sistemi bize bahşedebilecek olsa da, modernitenin getirdiği Batı’lı kavramsallaştırmalardan ve terminolojik kirlilikten ziyadesiyle etkileneceği ve neticede asla “özgün” olamayacağı için İslamîliği yönünden de tartışmaya açık olacaktır. Bu çalışma, ne yeni bir medeniyet inşası olacaktır, ne de bize özgü olan eski medeniyetin tekrar canlandırılışı: Bu çalışma sadece Batı Medeniyeti’nin ve modernitenin bulgularının tekrar tasnifinden ibaret kalacaktır. İslamî bir tasnif, lakin neticede sadece bir tasnif.
3-İslam Medeniyeti’nin inşa ettiği ve bugün modern Batı’nın ortaya koyduğu iki hukuk sistemini karşı karşıya koyarak ve sürekli Kur’an’a ve Sünnet’e danışarak yeni bir hukuk oluşturulabilir.
Bu şekilde oluşturulan bir hukuk sistemi tabiatı itibariyle günümüzle muhatap olacaktır. Güncel sorunlara, güncel uyuşmazlıklara yine güncel çözümler sunmaya gücü yetebilecektir. Öte yandan İslam Fıkhıyla da karşılaştırmalı üretildiği için meselelere bakışında İslamî ve özgün bir felsefeyle kuşanacağı da açıktır. Bu çalışma sayesinde iki hukuk sisteminin de temel yapı taşları meydana dökülecek, Kur’an ve Sünnet derinlemesine incelenecek ve hangisinin “hem güncel hem İslamî ve özgün” olabileceğine karar verilecektir. Bu sayede ilk şıkkın olumsuz yönü olan devre hitap etmeme ihtimalinden uzaklaşılmış olacak, ikinci şıkkın olumsuz yönü olan “Batılı Kirlenmeden” de olabildiğince uzak durulmuş olacaktır. Başka bir söyleyişle, inşa edilen hukuk hem olabildiğince özgün hem de elden geldiğince güncel bir kimlik kazanacaktır.
Bu hukuk sisteminin inşası ise hem geleneksel İslam Hukuku eğitimi almış ve bu eğitimi tam anlamıyla sindirip içselleştirmiş, hem de modern hukuku derinlemesine idrak etmiş bireyler eliyle mümkündür. Yani, geleneksel eğitimle modern eğitim müşterek çalışıp ideal bir sentezleme meydana getirmelidirler. Fakat bu noktada esas olan iki hukuk sisteminden norm aşırarak yeni bir tanesini inşa etmek değil, gerçekten ayırt edici ve bilinçli bir akılla “İslamî, adil ve özgün” normlardan oluşan bir Hukuk inşa edebilmektir. Elbette bu inşa sürecinde aynı meseleye modern ve geleneksel çözüm meydana dökülecektir, lakin esas olan Allah’ın Kur’an’ında ve Resul’ü eliyle neyi emir, tavsiye ve teşvik ettiğini anlamak olmalıdır. Bu anlaşıldıktan sonra hem güncel meselelerle muhatap hem de adil ve özgün bir hukuk sistemi inşa etme imkanı avuçlarımızın arasına kıstırılacaktır.
Lakin, bu çalışmanın da dezavantajlı bir noktası olacaktır. Öncelikle usül baştan belirlenecek ve bu usüle göre modernite denilen pis çukurun içinde çalışma gereksinimi ortaya çıkacaktır. Doğal olarak modernist akıldan gereğinden fazla etkilenen veya gereğinden fazla fundemantelist olan yaklaşımlar vücut bulabilir. Bunların uzlaştırılması ve hakkaniyetli bir dengeye ulaşılması ise gerçekten ütopik gözüken zorlu bir süreçtir. Bu süreç boyunca çok çeşitli tartışmaların ve uyuşmazlıkların ortaya çıkması da kaçınılmazdır. Bu tartışmaları sağ salim geçebilmek ise bu hukuk inşa metodunun en zor kısmı gibi gözükmektedir. Ama dikkat edilmelidir ki, bu anlayışa göre esas olan ne fıkıh ne de modern hukuk sistemidir. Bunlar sadece ikincil kaynaklar olarak değerlendirilmelidir. Esas olan, Kur’an’a ve Sünnet’e ve bunların getirdiği temel ilke ve değerlere mutabık, bu kaynaklara dayanan, hem güncele hitap eden hem de köküne kadar İslamî olan adil bir hukuk sistemi getirebilmektir. Bu anlayışın ayırt edici noktası ise bu sistemi getirmeye çabalarken modernitenin önümüze serdiği kavram ve olanaklardan da yararlanılabileceği, bu kaynaklardan yararlanmakta bir sorun olmadığının kabulüdür.. Bahsettiğimiz inşa süreci gerçekten meşakkatli bir yol olsa da devrin müslümanı bu riski almaya mecburdur.
2 yorum:
söz berrak,akıcı,sade olmalıdır.anlatıcının kalbinden ve beyninden çıkan ok dinleyicilerin kalbine ve beynine saplanmalıdır.anlatıcı konuya o derece hakim olmalı ki keşmekeş,karışık sözleri basitleştirip duru bir dille dinleyicilere aktarabilmelidir...
selamlar. eleştirilerinize benzer pek çok eleştiri alıyorum ve, evet diyorum, haklısınız. bu yazıyı sadeleştirmem bir yana, biraz daha sade bir üslub tutturmaya gayret edeceğim bu tür yazılarda.
Yorum Gönder