blog varoluş sebebini gerçekleştiriyor, kalemimden çıkan saçma sapan da olsa saklamaya değer bulduğum metinleri benim adıma saklıyor. formatlardan ve virüslerden =) böyle bişey karalamıştım dün gece, üzerinde tekrar çalışmak için incelemeye değer bulup saklamaya karar verdim. bu sebebe binaen de blog'a yükledim.
teknik olarak 03.11.2009, ama hala 02.11deyim, pazartesi gecesinde. hayatımda dinlediğim en güzel keman konçertolarını dinliyorum sanırım, bu gece keşfettim: ferid fercad. iranlı 38 doğumlu müzisyen. iki saattir yatağımda yatarak bir yandan bu müzisyeni dinliyor bir yandan da derinlemesine düşünüyorum. ne hakkında mı? herşey. evren, sistem, işleyiş, allah'ın müdahalesi, insanın yaratım kuvveti, özgür iradenin mevkisi, kendim. gidişattan anladığına göre ufkumu sonuna dek kaplayan asıl yakıcı düşünce kendim. acaba kendim özelinde gelişen kişisel serüvenimi genelleştirerek genel geçer çıkarımlarda bulunabilecek miyim? ya da çabam bu yöne mi vakfolunmalı? ne için uğraşmalıyım? ne için varım? ben neyim ve ne için "var"ım?
bu soruyu bu denli geç sormam utanç vesilesi mi yoksa erken soranlar mı çok erkenci? bilmiyorum. insan ne için vardır sorusu cevaplanmaya muhtaç bir soru, sadece bundan eminim. ve bu cevap herşeyi etkileyecek anahtar olacaktır, buna da kaniyim.
derinlemesine bir girişimde bulunmaya çabalarsam: öncelikle insan "yaratılmadıysa" "yaşam" tamamen "anlamsız"dır. benim varoluşum bilinçli bir tasarının ürünü değilse tam manasıyle anlamsızdır. ve bunu diyen kişi de tam şuan üstüne oturduğu beyaz plastik koltuğun sınırlarını zorlayarak ayaklarını altına çeken bir adam. büyükbabasının hırkasıyla oturuyor. hava deli gibi soğuk, kurşun gibi ağır filan değil; deli gibi soğuk. şiirselliğin belasını versin allah. tutarlılık ve sürekliliğin de. hiçbiri umrumda değil. sadece aklımdan geçenleri kağıda dökmek istiyorum, kağıt derken dijital ortama. evet, bu denli saçmalaştırdı bizi modern dünya. ya da bu denli saçmalaştık modern dünyaya direnirken. nesi kötü ki kağıda değil de bilgisayara yazmanın? bunun nesi çirkin? nostaljiyi kutsama "switch"i doğuştan "on" mu geliyor bende ne?
sahi, üzerimdeki hırkaya neden anlam yüklüyorum öte yandan? eşya hangi koşullarda "değerlenir". bir şeyin "değerini" belirleyen esas parametre nedir? allah'a, yani insanlığa faydalı olması mı? öyleyse üzerimdeki 30 senelik hırkaya, dedemin babasından kalan güzelim köstekli saate, lenin ismini taktığım madeni paraya, sazıma, bilale, kubilaya neden değer yüklüyorum? insanlar neden sürekli olarak çeşitli materyallere duygusal değerler atfediyorlar? bu mantıklı ve doğru mu? bilmiyorum, ama sanırım normal. bunu biliyorum.
normal ve doğru kavramları arasında tam bir korelasyon bulunduğuna inanmıyorum. peki bu korelasyonu reddettiğimde acaba insanın özünde "iyi" olduğunu da reddetmiş mi oluyorum? sahi, insan özünde iyi midir? insan "özü" iyicil midir? onun da ötesinde insanda bir "öz" var mıdır?
kafam hiç olmadığı kadar karışık, hiç olmadığı kadar. bu günlerde kelimenin tam manasıyle allak bullak olmuş vaziyetteyim. güzelim siyasi kavga ve ihtiraslarım neyime yetmiyordu ki herşeyin temelini anlamlandırma yarışına giriştim? bilmiyorum. sahi, felsefede ilerleyen, kurani anlamda "derin düşünceye" sahip olan insanların "kavga"dan uzaklaştıkları da bir vakıa değil mi... bu insanlar "anlaşılamadıkları" bahanesine sarılarak kendi gibilerinin bulunduğu elit ortamlara çekildiklerinde aslında hayattan kaçarak apayrı bir mesleğe mensubiyetlerini iddia etmiş olmuyorlar mı? peki böyle bir meslek var mı? sadece düşünmeye odaklanmış bir meslek? düşünce hayatın göbeğindeki olması gereken yerinden çalınıp loş odalara, izbe salonlara ve bir grup "seçkinin" zihinleri arasına hapsolduğunda herhangi bir anlama sahip oluyor mu? bütün o katı ahlakçılıklar, bütün o tefakkuh, bütün o filozofvari çıkarımlar sadece insanlara ulaştığında değerli değil mi? aksi taktirde bir grup seçkin tarafından değiş tokuş edilen bir takım "iyi niyet"lerden ibaret kalmazlar mı?
peki bütün insanların bu tarz bir derin düşünceye dalma şans ve ihtimalleri var mı? yüksek düşünce halk tabakasına sirayet etmeye çabaladığında ısrarla her seferinde avamileşmez mi? avamileşme düşüncenin ve fikrin özütünü ondan alıp götürmez mi? götürür. hem de öyle bir götürür ki... koskoca islam dini bir takım savaş bahaneleri silsilesi haline gelir, koskoca marksizm bir grup maceracı hiçbirşeysiz iyiniyetli elinde heder olur gider. strüktürler değişir, instituasyonlar basitleşir. ha halklara muhtaç olduğu hareketi verir mi, verir. fakat bunu verebilmek için kendinden de bir şeyler feda eder. halk kitleleri tarafından içselleştirilmiş bir düşünce çirkindir artık, fakat herkes tarafından bilinen bir sanatçının çirkinleşmesi gibi değil, çok daha farklı. lütfen gladyoyu kurtlar vadisinden öğrenmiş bir nesli aklınıza getirin, sonra da türkiyeyi iliklerine kadar kemiren derin yapılanmaya hiç düşünmeden "gladyo" damgasını bastıklarını... bu işe yarar mı? kesinlikle. düşünce vakfedilmesi gereken yere vakfedilmiş ve varoluş amacını gerçekleştirmiştir artık. gereken tedbir ve temkin halk kitleleri arasında "hareketleşmiştir". fakat gladio da basitleşmiş, bağlantıları silikleşmiş tüm karmaşıklığı yitip gitmiştir. halkın gladio diyerek düşmanlık beslediği şeyle gerçek gladionun sadece mahiyet bakımından benzerlikleri kalmış, muhtevaen elde avuçtaki dağıtılıp yitmiştir.
berbat bir örnekti, kabul ediyorum.
avamileşme süreci şüphesiz her ideoloji için sancılı geçmiştir. karmaşık teoremlerin halk tabanlarında yankılanmasının meşakkati tarihin her döneminde "halkın biraz yükselip fikrin biraz alçalmasıyla" neticelenmiştir. sanırım bana halka inerken alçalmayan bir fikir gösteremezsiniz, aynı şekilde fikre ulaşırken yükselmeyen bir halk. al sana aforizma, biraz süsleyip bezedin mi bas kitabına değiş tokuşa başlasın millet. evet, aforizmalar. yani vecizeler... avamileşmenin en sistematik, en formulize tecellisi. gerçekten de ideolojiler aforizmalarla avamileşirler. muhammed "din güzel ahlaktır" dediğinde hem halk yükselmiş ve hem dinin özü alçalmıştır. bakunin "mülkiyet hırsızlıktır" dediğinde yine hem halk yükselmiş hem de arkasında 3000 yıllık arkaplan bulunan komunizm alçalmıştır, aksini iddia etmeyin. kalbimi kırmayın.
fakat insanlar fikirlere ve düşüncelere zeval gelmesin diye onları halktan saklamamalılar. tam aksine, fikir ve düşünceler pespaye de olsa, rezilleşse de halk tabanında ses bulmalılar. halk tabanında ses bulamayan ideoloji ölü doğmuş demektir. anlamsızdır, ahlaksızdır, boş ve ölümüne çirkindir. o sebeple felsefede yükselip halktan kopan, kendisini kendisine ya da kimi seçkin salonlara hapseden insanlara saygı duymamı da beklemesin kimse benden. bu adam namussuzdur çünkü dostlarım, bu adam namussuz. ölümüne namussuz ya da ölümüne aciz. çünkü ya düşünceyi avamileştirmekten kaçınıyor, ya da avamileştirecek kudretten yoksun. bu sebeple ya ölümüne namussuz ya da ölümüne aciz.
o sebeple kendi zatına atfedilen herşeye ilkesel bir muhalefet besliyorum. bilim için bilime, felsefe için felsefeye, din için dine... eşya nispet edildiği şey oranınca değer bulur. öyleyse bunların hepsi tüm değerin "dağıtıcısı" olan allah'a nispet olunmalıdır, yani insanlığın ortak faydasına. yani "nas"a. çünkü allah'a nispet olunan şey ve genel anlamda allah'ın teşvik ve takdir ettiği her bir çaba zerre zerre, teker teker insanlığa faydalıdır. bunu anlayabilmek için kurandaki toplumsal ayetlerde ufak bir oynama yapmanız kafidir. toplumdan bahseden ayetlerde "allah" kelimesi yerine "nas-insanlar" kelimesini koyarak tekrar bir okuma yapın. herşeyin cuk diye oturduğunu farkettiğinizde şaşırmamanız vicdansızlığınızdandır. "kim allah'a güzel bir borç verirse..." denilen ayetten "mülk allah'ındır"a kadar. lütfen bunu yapın. sanırım seyyid kuttub'un tespiti. allah'a nispet edilmeyi "hakeden" her eylem insanlığın ortak faydasına vakfedilmiş kutsal çabaya tekabül eder. kimileri tali yollardaki duraklamalar ve molalar, kimisi anayoldaki zorlu seyir; fakat istisnasız hepsi insanlığın ortak faydasından ibarettir. eğer insanlığın ortak faydasına sebebiyet vermiyorsa bir "anlama" problemi var demektir. dur ve izle; insanlık mutluyken allah memnunsuz olmaz, allah'ın memnun olduğu şeyden insanlık mutsuz. dur ve izle. yanlış, var. teşhis ve tedavi; asli vazifen..
düşüncelerin doğal seyirlerinden bahsediyorduk, ki aslında hiç bir şeyden bahsetmiyorduk. sadece gecenin üçünde yarın okul varken eğlenmek için konudan konuya atlayarak akıl yürütüyorduk. eğlenmek için? sahi, ne için akıl yürütüyoruz? insan ne için düşünür, ve arttırıyorum: insan ne için düşünmelidir? eğlenmek? hayvan mısınız oğlum, ne eğlenmesi? böyle kutsal bir çaba, böyle sadece insana mahsus kılınmış bir yeti "eğlence" uğruna icra ve heba edilir mi? kafayı mı yediniz?
insan düşünmek zorunda olduğu için düşünür. düşünmediğiniz tek bir anı hatırlıyor musunuz? düşünemediğiniz, aklınızdan tek bir şeyin geçmediği bir an? belki devasa şoklar. bu bana meditasyon süreçlerini hatırlatıyor. bir ara mensubu olduğum spor kulübünde hakikisinden çok daha yumuşak bir halini bir ilginçlik ve farklılık olsun diye icra ettirirlerdi. yapmamız gereken şey bağdaş kurup oturduğumuzda aklımızdaki bütün düşünceleri silip atmaktı. irademi bu kadar zorlayan çok az şeyle karşılaştım dostlarım, ve irademi bu kadar yoğun işletip mağlup olduğum çok az şeyden biriydi bu deneme benim için. düşünmemeye çalıştığımda düşünmemem gerektiğini düşündüğümü farkediyordum. kendi kendimi güdülemeye çalıştığımda kendi kendimi güdülemenin de bir çeşit düşünsel eylem olduğunu ve bu güdüleme yöntemiyle bir çok işte başarı sağlanabilse bile "düşünceyi yok etme"nin imkansız olduğu kanaatine varmıştım. düşünce yine düşünsel bir eylemle yok edilemiyordu çünkü, yerine koyduğunuz şey de farklı bir düşünceydi. bu denemelerim esnasında kısmî bir huzur bulduğumu inkar edemem fakat. 30 kişilik salonun her bir fertinin mutlak bir sessizlik içinde düşünmemeyi düşündüğünü tasavvur edin... ve aklınızdan "düşünmemek" dışında neredeyse bütün düşünceleri siliyorsunuz, tek ve rahatlatıcı bir düşünce kalıyor sadece: "düşünmemek gerektiği". 10 dakika boyunca "düşünmemeye çalışmayı düşünüyorsunuz"... bu, rahatlatıyor. neden bilmiyorum ama rahatladığımı çok iyi hatırlıyorum. belki de kendimi rahatlamaya şartlandırdığım için, ama rahatlıyordum. acaba diyorum bugün tekrar düşününce; tasavvufun da rabıtası ya da daha benzer kimi uygulamaları bunun daha değişik formları mı...
fakat burda soru şu tabii ki yine: yaptığın eylem doğru mu? bir şeyin doğruluğu nispet edildiği şeyle alakadardır iddiasında bulunmuştum. tanımıma sadık kalırsam bu eylemin doğru-yanlış çizgisinde değerlendirilemeyeceğine varmak mecburiyetinde kalırım. ama bu tanımım da üstün körüydü, keyfim yeter değiştiririm. o da hakikat.
20 dakika boyunca çeşitli sitelerde gezinip geri geldim. ben diyorum ki ahlak felsefesi oluşturabilmek için kesinlikle temelli ve sağlam bir ontolojil felsefe bina etmemiz gerekir. veya demiyorum hiçbişey, boşverin. sıkılmışım.
hepsi boş biliyor musun? gerçekten hepsi boş. doğruyu temellendirmek zorunda değilsin belki de. biliyorum sıkıcı bir görüş ama tekrar ediyorum doğruyu temellendirmek zorunda değilsin belki de. çünkü doğru doğrudur zaten. bunu hissetmen kafidir kimi zaman. üzerinde senelerce düşünsen de kanaatin katileşiyorsa, çok daha az zamanını harcaman daha makbul değil mi? boş yere kendini çıkılmaz dehlizlere hapsedip kurtarma harekatları düzenlemenin ne manası var? sonuçta vardığın yer aynıysa?
akıl yürütüşümün mahiyeti sakat belki de tamamen. ama eminim; tüm bilimsel ve felsefi hakikatler gösteriyor ki aşkın bir yaratıcı var ve insanlığa ulaşmak istemiş. her kavramı didik didik ederek beyin patlatmaktansa elimdekine sarılarak yol almam daha mantıklı değil mi? bugün bir çok komunistin bir çok idealistin yaptığı da bu değil mi? bugün insanlığın hakiki münşilerinin her birinin tuttuğu yol bu değil mi? eğer her bir kavram ve fikri ta köküne kadar tetkik etmeye devam edersem şu kısacık ömrüm insanlığa hangi hizmette bulunabilecek? aslında cevap basit, benim gibi gerizekalı özenti kaybolmuşlar için yollar çizilmiş işin temeli sapasağlam kazılmış üzerindeki bina muhkemleşmiş olacak. kendi kendimi çürüttüm? boşver be. çık bi, çık dünyanın tepesine gör bak nası dönüyo fırıl fırıl. nesin ki sen?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder