20 Kasım 2008 Perşembe

Kısır Döngü

Kendisine bu işi verenleri düşündü. Uzun boylu adam bu metruk arazide güç de olsa ilerleyerek çantasındakileri hedefe ulaştırmak zorundaydı. Bu meşakkatli bir görev olabilirdi, fakat hayatî bir ihtiyaçtan hasıl olmuştu belli ki. Uzun uzun attı adımlarını, biliyordu ki bu terk edilmiş topraklarda yol başka türlü bitmezdi…

Bir adımı diğerini kovalıyordu, nâçâr bir aceleyle arşınladı boş sokakları. Koca köyde kendisinden başka hareket eden bir şey yoktu sanki. Evlerin perdeleri sıkı sıkı örtülmüştü, gömülü bir sessizlik bunaltıcı rüzgarla birleşerek tüm muhiti çepeçevre sarıyordu. Neden diye sormadı bu sefer. En son “nasıl olduğunu anlıyorum, peki ama neden?” diye sorguladığında aklını kaybetmenin eşiğine gelmişti. Görev buydu, ve yapılması gerekiyordu. “Bazen her şey çok basittir” diye düşündü belki bininci kez kendini şartlandırmak için. “Neden’i bırak, ve nasıl’a bak!”

Bakıyordu işte. Bu Allah’ın belası sokakları hızlı adımlarla arşınlamak zorundaydı. Belki bininci kez yol kenarlarında çürümeye terk edilmiş ekinleriyle boş bir köyü hızlıca terk edip diğerine geçiyordu. Nihaî hedefi çok uzaktı. Ve şunu fark etmişti ki; ne kadar uzak olduğunu düşündükçe o kadar uzaklaşıyordu…

Gecenin köründe ışık yoksunu bu dünyada yerdeki toprağı arzın merkezine doğru gömerek ilerliyordu işte. Belinde her adımıyla bacaklarına çarpan çantası, sırtında çadır bezinden bozma yeşil mantosu ve mantosunun cebinde 20 dakkalık molalarında hayatını yaşanılır kılan piposu ile… Gündüzleri nefes alırken genzini yakan güneş, şimdi yerini iliklerine kadar donduran buz gibi bir rüzgara bırakmıştı. Köyün son evlerini de arkasında bıraktığında, hastalıklı bir yeşile çalan çimlere baktı. Son zamanlarda toprak da yaşama sevincini kaybetmişti. Ya çamur grisi, ya bozkır sarısı ya da çürük bir yeşildi tüm dünya. Yarım saniyeliğine de olsa can çekişen bir böceğe takıldı gözleri. Hiçbir sebep yokken ölüyordu o da işte, belki de kucak dolusu sebeple eriyordu kurtuluşuna…

Mutlak bir kararlılıkla gözlerini tekrar önüne dikti. Hep böyle olurdu; çaresizlik psikolojisi ve boşvermişlik hissi yerini aptalca bir itaate ve kırılmaz bir imana bırakırdı. Neden olduğunu bilmese de bu yolu adımlamak zorundaydı. Önemsemese dahi, arkasındaki önemseyenler için dünyanın en mühim işini yaptığını kendisine tekrarlayarak yaptığına devam etmek zorundaydı. Sonsuza kadar tekrarlanacağa benzeyen bu gayrisamimi seremoni aslında bu bitkin adam için hayatın ta kendisiydi…

İnsanların oyalanması gerekir. Eğer yeterince boş zamanları olursa her şeyi değiştirebilecek kudretin avuçlarının arasında olduğunu kavrayabilirler çünkü. Bu yüzden özellikle ortalamanın üzerinde zekâya sahip insanlar sürekli meşgul tutulmalıdırlar. Bunun en iyi yollarından birisi de sosyal ve psikolojik tüm baskı unsurlarını ustaca kullanarak sebep yoksunu bir amaç uğruna onları manipüle etmektir. Çoğusu olayları idrak edemez ve bertaraf edilmiş olur, geri kalan ise gerekli çoğunluktan yoksun marjinal bir ses olarak “doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde” toprakla buluşuncaya kadar didişir hayatla…

Bizim adamımız da birinci çeşit insanlardandı. Gözlerinde umudun ışığı ve dağları yüz çevirten azimli çehresiyle, tüm benliğini titreten yeni bir kararlılık ifadesiyle devam etti yoluna. Bu çanta, sahibine ulaşmalıydı! “Neden, niçin? Çantada ne var? Kendisinin yürüyerek fersah fersah yol katetmesinden daha mantıklı bir yol yok mu?” bunlar önemsiz sorulardı. Kendisine düşen işi yapıp gururla kenara çekilmek tekrar yegane amacı olmuştu işte.

Durmadan yürüdü yeşil paltolu adam. Yürüdükçe yeni yollar serildi önüne, ama o hiçbirine sapmadı. Emredildiği gibi, daha kendisi doğmadan çizilen rotasında devam etti yolculuğuna.

Yoldaki böcek kendisinden daha mutluydu…

3 yorum:

Emre Berber dedi ki...

Okul dergisi için kaleme aldığım bir hikaye. Final kötü olmuş sanki, gerisi idare eder...

Adsız dedi ki...

Evlat!

Serim bölümünü atlamışsın! Düğüm bölümünde bir çok ilmikler atarak hikayeyi heycan verici , merak uyandırıcı kılmışsın...
Çözüm bölümünde ise hikayeye kendi manipülasyon yorumlarını katarak bir nevî "annoncé écriture" oluşturmuşsun.
Velhasılkelam tebrikler benim genç ahbâbım.

Emre Berber dedi ki...

Üstadım, evvela yorumunuz için teşekkürler.
Fakat takdir edersiniz ki bu benim Çehov Tarzı bir hikaye denemem, ve serim-düğüm-çözüm yerleştirmedim içine. Geri kalan yorumlarınız için müteşekkirim.
Saygılar..