19 Kasım 2008 Çarşamba

Mustaz'af

Kadim bir risaletle kendini tenvir eden mustazaf, en meşakkatli yollarda dahi hüdayı zikredecektir mütemadiyen. “Allah’ından bulsun!” beddualarına inat; Allah’ını arayan koca bir kainat tir tir titreyerek el bağlar önünde. Hüzün galebe çalmıştır artık. Öfke pompalanmıştır damarlara bir kez. Püsküren bir volkan kadar gizemli, alevlerle boğuşan küçük bir çocuğun feryadı kadar fasih, bir intihar çiçeğinin alacalığındaki mü’min kendi savaşını kendi vermektedir elinde zülfikarıyla.

Bin başlı bir arslan çıkar karşısına. Bin pençesinde binler tırnağıyla. Geçip gitmek; yeis dolu mağlubiyet. Dövüşmek; intihar.

Zor kararların sert mizaçlı adamı ağlamaklıdır şimdi. Çaresizlik yolunu demir orakla biçtiğinde tüm kuvveti yersizdir artık. Zülkifar paslı bir metal parçası, 40 yıllık tecrübe; lüzumsuz malumatlar silsilesi…

Kasvet içini sarmalarken olduğu yere yığılır Mustazaf. Ağlamak tek çıkar yol. Her damla dökülen gözlerden, toprağı yeşerten bereketin ilahi yansıması. Her hıçkırık boğaza düğümlenmiş kırmızı bir fular. Bir fular ki, sıkıldıkça ancak sahibini hür kılar…

İnkılab vakti gelip çatmıştır işte. Saadet düşmanı düzenin paslı bira göbeğine hançer üstüne hançer çalmak bir vazifedir şimdi. Tekerrür ederek hortlayan binyılların müfritliği bir peygamberin vahiy menşeili sabrı ve dağları yüz çevirten celaliyle tekrar mağlup kılınmalıdır.

Mesuliyet kurşun gibi çöker mustazafın yüreğine. Artık risaletiyle beşeriyete mihmandar olacak bir güneş de indirilmeyecektir günahkar arza. Bismillah deyip yüklenir bîperva. Kadim öğretiyi tez elden şahsında diriltmelidir şimdi.

Kitab’la kuşanır silahtan evvel. Kalbini cendereye alan tağuta karşı yine kalble mücahede etmelidir. Nefsiyle yaptığı şedit muharebenin ardından zafer çanları art arda çaldığında sıra zülfikarındadır şimdi. İmanla sarılır silahına, tek hamlede boy hizasına dek kaldırır.

Silahını kavrayan her bir parmağından tarifsiz bir kuvvetle geçmektedir ateşle terbiye edilmiş kanı. Bu kez aklı kalbi ve elleri müşterek çalışmaktadır işte. Allah’ın kitabında methettiği insan-ı kâmil’e her zamankinden yakındır artık. İmanının verdiği özgüvenle doğrulur yığıldığı yerden yavaş yavaş.

Şimdi dağlar mazlum ovalara art arda kayalar yuvarlayarak hüsranla ulumaktadır karşısında. Nehirler selam vermeden geçmenin korkusuyla daha da aheste sulamaktadır mücrim toprağı. Şimşekler yeisle çakmaktadır, bulutlar yağmuru boca ederken mahcup mahcup bakmaktadır mustazafa…

Arslanlar kedileşip kaçışırken önünden, semaya çevirir başını şükranla. Tarihteki son büyük kırılmayı elleriyle yapacak olmanın haklı gururuyla atar ilk adımını puslu istikbâle…

1 yorum:

Emre Berber dedi ki...

Bir gün dershanedeyken can sıkıntısından "Acaba ne kadar çok yabancı kelime biliyorum ki? Hele bi becerebildiğim kadarıyla bişeyler karalamaya çabalayayım." hezeyanımdan çıktı meydane bu metin esasen dostlar. O sebeple olabildiğince kasıntı duruyor muhtemelen, varsın öyle olsun. Ben seviyorum.