İran İslam Devleti’nde kadın haklarından bahsetmek istiyorsak evvela mevzubahis sistemin kendini refere ettiği “İslam Dini”nin kadınlara yaklaşımından ve sosyal hayatın tanziminde kadınlara biçtiği rolden bahsetmemiz elzemdir. Bu hususta en alakasız yurdum insanı bile; birçoğu kulaktan dolma ve hatalı, pek çok malumata sahip olduğundan zihinlerdeki karışıklığa mani olmak amacıyla "İslam'da Kadın" konusunun da ayrıca "tekrar" incelenmesi ve kamuoyuna sunulması gerekmektedir. Fakat biz esas konumuz gereği kısaca temas etmekle yetineceğiz:
Evvela; İslam Dini, bazı çevrelerin ağızlarına doladıkları gibi “kadın-erkek” eşitliğine değil, kadınla erkek arasındaki farklılığa ve bu farklılıktan kaynaklı olan “kadınla-erkek arasındaki adalete” dikkat çekmektedir.
Eşitlikle adaletin aynı şey olmadığını iyi kavramalıyız. Kadınla erkek arasında yaradılıştan gelen farklılıklar mevcuttur. Zihinsel kapasite ve aklî imkanlar olarak kadınla erkek arasında bir fark bulunmasa da, Ruhsal olarak kadın çok daha duygusal, erkek daha sert ve umursamazdır. Veya sözgelimi fizikî olarak erkek vücudu daha çok kaslardan oluşmuşken kadın vücudu yağlardan müteşekkildir. Bu bağlamda adalet ve eşitlik arasındaki farkı tekrar incelemek gerekirse; 100 kg’lık bir yükü bir kadın ve erkeğe “eşitlik” gayesi güderek 50 kg-50 kg paylaştırmak adalet olmayacaktır. Erkeğe fiziki gücüne binaen kadından fazlasını vererek eşitlik olmasa dahi adalet sağlanabilecektir.
Eşitlik ve adaletin farkına bu şekilde temas ettikten sonra İslam Dini’nde erkek ve kadının aile içindeki konumlarının Resulullah’ın Veda Hutbesi’nde belirttiği “Sizin kadınlar üzerinde haklarınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır.” ana prensibinin çevresinde şekillendiğini görüyoruz.
Kimi çevrelerin İslam’da kadının aşağılandığını iddia ettiği nokta da tam olarak buradadır işte. 3 kişi bir arada oldu mu aralarından birini kendilerine başkan seçmelidir diyen İslam, aile gibi bir kuruma da tabii ki bir başkan atayacaktı. Bu başkan da olaylara duygusallıktan uzak, biraz daha gerçekçi bakabilen, iradesi daha kuvvetli olan erkek olacaktı elbette. Kadın ise erkeğin en büyük yardımcısı ve sağ kolu olacaktı. Fakat islamın genel kaidesi şiarınca başkan istişare yapmadan karara varmayacak, istişare esnasında ise sırf kendi fikrine muhalif diye bazı fikirleri kabul etmemezlik yapmayacaktı. Yani erkek son karar mercii olacaktı ama bir tahakküm de söz konusu olmayacaktı. Bunun yanında kadının sırtında “analık” diye bir mesuliyet de tüm ağırlığıyla durmaktaydı. Yaratılış itibariyle zaten “anaç” olan kadın, çocukların eğitiminin ve ahlakının da yegane sorumlusu olacaktı. Ev içindeki kadın ve erkeğin hakları ve sorumlulukları konusu özetle böyledir.
Sosyal hayatta ise kadınla erkek arasında böyle bir ayrım bulunmamaktadır. Kadın da erkek de hakkıyla yapabildikleri sürece kamuya dair hizmetler dahil olmak üzere her işi yapma serbestisini ellerinde bulundururlar. Hz. Hatice anamızın ticaret kervanlarının olması bunun en güzel örneklerinden biridir.
İslam’ın kadına toplumsal yaşamda ve ailede biçtiği rolleri ayrı ayrı inceledikten sonra asıl konumuza giriş yapabiliriz:
İRAN İSLAM DEVLETİ VE KADIN
İran İslam Devleti’ni ele aldığımız zaman, ülkenin ekonomik, toplumsal, siyasi ve kültürel gelişiminde kadınların rolünün ve katmadeğerinin farkında olunduğuna müşahede ediyoruz. Bu farkındalık İran İslam Cumhuriyeti Anayasası’nın 21. maddesinin 1. fıkrasında “Kadının kişiliğinin olgunlaşması, maddi ve manevi haklarının canlandırılması için elverişli ortamın hazırlanması” şeklinde vurgulanmaktadır.
İslam devriminin ardından yüzyılın ilk yarısı boyunca iki hüviyetli olmaya ve; ya islamî kimliğini sahiplenmeye yahut da kamuda gayrîislami bir biçimde yaşamaya mahkum edilen kadın, bu ikircikli yapıdan ve bunun doğurduğu ruhsal sıkıntılardan kurtarılmış; kamu alanlarında görev alması için önündeki bütün engeller kaldırılmıştır. Muhammed Meded başkanlığındaki İran İstatistik Kurumu’nun yaptığı çalışmaya göre 1999 yılı itibariyle devlet birimlerinde çalışanların %30,3’lük payı kadınlara aittir. İftiracılar ellerini vicdanlarına koyup gayrîislami ve batı usülü bir yönetime sahip olan ülkemizle mukayese ettiklerinde eğer kaldıysa azıcık hicap duymalarını temenni ediyoruz. Devam etmek gerekirse; devlet kademelerinde müdür statüsünde görev yapan kadın personelin sayısı 1997 yılına göre %300 artarak 3029 kişiye yükselmiştir. Diğer bir deyişle müdür olarak görev yapan İranlı kadınların devlet kademelerinde işgal ettiği yer %5,5’tir. Çalışan kadınların çoğu Ekonomi ve Mali ve Sağlık Bakanlıklarında görev yapmaktadır. Kadın Müdürlerin yoğun olarak yer aldığı Devlet Kuruluşlarının başında ise Sağlık Bakanlığı ile Mesken ve Şehir Planlaması Bakanlığı gelmektedir.
Kadınlar her düzeyde seçme ve seçilme hakkına sahiptirler. 290 sandalyeli İslami Şura Meclisinde 13 kadın milletvekili bulunmaktadır. Yerel seçimlerde 7276 kadın aday olmuş, bunların 783’ü yerel İslami meclislere asıl üye olarak seçilmişlerdir.
Ülke kadınlarının kendilerine ait haklardan daha çok yararlanmasına imkan sağlamak amacıyla 1991 yılında Cumhurbaşkanlığı Kadın İşleri Bürosu kurulmuştur. Halihazırda bir Cumhurbaşkanı danışmanlığı, birkaç Devlet Bakanlığı ve 342 genel müdürlük makamı kadınların yetkisindedir.
1995 yılında kadınların yüksek yargı görevinde bulunmaları yönünde, kadın hakim seçimlerine kanunsal yol açılmıştır. Bugün kadınlar mahkemelerde Hukuk Müşaviri ve avukat olarak görev yapmaktadır. Halihazırda 400’den fazla kadın bu alanda faaliyet göstermektedir.
1999-2000 öğretim yılında ülke genelinde ilk ve orta düzeyde öğrenim gören toplam öğrenci sayısının %47.2’sini, yine bu dönemde üniversiteye hazırlık devresini okuyan öğrencilerin %60.4’ünü kız öğrenciler oluşturmuştur. 2000-2001 öğretim yılında üniversite giriş sınavında başarılı olanların %60’nı, tüm üniversite öğrencilerinin ise %33’ünü kız öğrenciler teşkil etmiştir. Uluslararası Bilim Olimpiyatlarında İran’ın büyük başarılar kazanmasında kız öğrenciler önemli pay sahibidirler.
İranlı kadınlar toplumun entelektüel gelişimine de önemli katkılar sağlamaktadırlar. 1999 yılı sonuna kadar ülkedeki kadın yayıncıların sayısı 267’ye ulaşmış ve bu süre içinde kadın ve aileyle ilgili 23 ayrı yayın organı faaliyetine devam etmiştir. Bu dönemde kadın genel yayın yönetmeni 73, yayın imtiyaz sahibi ise 55 kişidir. Halihazırda basın-yayın muhabirleri ile Radyo ve Televizyon kanallarındaki program yapımcılarının büyük bir bölümünü kadınlar oluşturmaktadır.
Kadınların sportif faaliyet alanlarının genişletilmesi de İran’da önem verilen konular arasındadır. Ülkede 4 milyon dolayında kadın, yüzme, binicilik, tenis, eskrim, atıcılık ve kayak gibi 27 spor dalında faaliyet göstermektedir. Bu rakamın %48’i (1.925.867 kişi) 3400 spor takımı bünyesinde Ülke Kadınlar Spor Dernekleri’nin çatısı altında etkinliklerini sürdürmektedir. 1999 sonuna kadar ülkedeki kadınlara özel spor alanlarının sayısı 1487’dir. Bu rakamın %43’ü devlete, geriye kalanı özel sektöre aittir. Yine bu dönemde kadın antrenörlerin sayısı 23.294, kadın hakem sayısı ise 9667 olarak saptanmıştır.
İran’ın öncülüğünde, Uluslararası Olimpiyat Komitesi ve Asya Olimpiyat Komitesi’nin desteğiyle 1991 yılında kurulan İslam Ülkeleri Kadınları Spor Federasyonu, 2001 yılında İslam Ülkeleri Kadın Spor Olimpiyatları’nın 3.’sünü de İran’da gerçekleştirmiş ve İslam ülkeleri kadınları voleyboldan yüzmeye, tenisten futbola 15 dalda yarışmışlardır.
Verilen (ve istenildiği taktirde çoğaltılabilecek) bu rakamlar ispatlamaktadır ki, İran’ı batıdan öğrenen Türkiye’nin gerçek İran hakkında bilmediği ve yüzyılların oryantalist okumasının tuzağına düşerek kaçırdığı pek çok şey vardır. Öncelikle kadınların eve hapsedildiği, İslamî bir rejimde dışarı çıkmalarının bile bir problem teşkil ettiği önkabulü kesinlikle kırılmaya mahkumdur. Bunun aksine kadınlar gerek siyasî, gerek hukukî, gerek spor üzerine olsun her alanda sonuna kadar aktif olma hakkına sahiplerdir. İslam Devrimi’nden sonraki silkiniş ve uyanmayla beraber İranlı kadınlar da gün be gün, yıl be yıl bu haklarının farkına varmaya ve bu haklarına sahip çıkmaya başlamışlardır.
Şahlık dönemi İran’ında sosyal hayata giriş yapabilmek için dinî kimliklerinden sıyrılmaları ve inandıkları Allah’ın “nass”larını çiğnemeleri gereken ve bu yüzden sistemle dinleri arasında sıkışıp kalan kadınlar; İslam Cumhuriyeti’nde öz benliklerine sıkı sıkıya sarılarak kamu alanında her türlü vazifeyi üstlenmekte ve hakkıyla yerine getirmektedirler.
Adam olun.
Kaynaklar:
http://www.islamidavet.com/iran-islam-cumhuriyeti-ve-kadinlarin-konumu.html
http://www.irankulturevi.com/lang-tr/RANKADINININKONUMU.cgi
2 yorum:
Yorum Gönder